Demir çağı; Taş Devri ve Bronz Çağını takibeden yıllarda başlamıştır. Her ne kadar Mısırlıların M.Ö. 3000 yıllarınfa demirden balta ve keski kullandıkları ve Anadolu’dan gelen Hitit savaşçılarının demirden yapılmış silah kullandıkları bilinse bile de Demir Çağının başlangıcı M.Ö. 1000 yılları olarak düşünülmektedir.

 


Doğada her zaman çokca bulunan bir element olmasına rağmen demirin kullanımı, erken çağlardaki demircilerin dövülebilir demir elde edebilmek için, içindeki karbonun ve diğer metallerin demirin ikinci defa eritilmesi ve kütüklerin çekiçlenerek dövülmesi ile azaltabileceğini iyi anlayamadıklarından dolayı çok hızlı gelişememiştir. Sonuç olarak demir, ilk çağlarda üretilen demir döküm gibi kırılgan bir yapıya sahipti.

İlk dönemlerde demirciler ateş ve suyu kullanarak demirin kendi içerisinde değiştirmeyi (sertleştirmeyi) bir sihirbaz gibi sihirli bir güç ile gerçekleştirdiklerini düşünmüşlerdir.

İnsanlık tarihinde demirci olarak ilk kez Davud Peygamber (A.S.) ile karşılaşmaktayız. O dönemlerde demirci ve onun sanatı üzerine yakıştırılan sihirli karakter ve özel güçlü şekiller, sadece, sert bir metal olarak bilinen ve çok güçlü olarak kullanılan demiri ehlileştirmek ve kontrol altında tutmak içindir. Öyle bir tesirdir ki günümüze kadar süregelmiştir.

Bu denli sert bir metalin mekanik karakterini değiştirerek dövülebilir hale gelmesi demirciyi, doktorlar ve astrologlar ile aynı seviyeye koymuştur. Doktorların ve Astrologların önemli ve tanrıya yakınlıkları hastalarını iyileştirlimesi için gerekliydi. Demirci de metali kutsamak ve bu yüzden savaşta kırılmaması için aynı yakınlığa ihtiyacı vardı.

Yüzyüze çarpışmalarda kılıcın önemini düşündüğümüz de bu isteğin o kadar da şaşırtıcı olmadığı görülmektedir.

Demir milattan önceki devirlerde Roma Devrinde gümüşten daha pahalı bir metal olarak düşünülüyordu. Kapı kolu, kapı tokmağı, kapı zili ve menteşe olarak kullanıldığı kadar askerlere zırh yapımında da kullanılıyordu. Bu dönemde Romalılar demiri endüstriyel amaçlı olarak imparatorluk kulelerinin yapımında kullanmaya başladılar. Demirin ziraat amaçlı olarak demirin kilise ve manastırların yapımında sanatsal olarak kullanılışı M.S. 1000’li yıllarda başlamıştır. İlk örnekler olarak İngiltere’deki Winchester Katedrali ve Paris’deki Notre Dame Klisesi gösterilir. O dönemler manastırlar dövme sanatı için okul ve motivasyon merkezleri haline dönüşmüş demirciler arasında sıradışı bir işbirliği oluşturan dini binaların yanlarına gelmiştir.